18 Eylül 2020 Cuma

Kayseri’de Hediyelik Eşya Sorunu

 

Kayseri’de Hediyelik Eşya Sorunu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Soru bu, Kayseri’den ne alınır? Sucuk, pastırma, mantı dışında ne alınır?

İnsanlara sunabileceğimiz başka nelerimiz var?  İlimize gelen misafirler, turistler Kayseri’yi hatırlatacak hediyelik eşya almak istiyorlar fakat ilimize has bu tür ürün bulmakta zorluk çekiyorlar. Aynı durumu Kayseri’den başka bir ile giderken bizler de yaşamıyor muyuz? Acaba başka bir yere Kayseri’yi hatırlatan kalıcı bir hediyelik ne götürebiliriz? Aslında sunulabilecek, hediyelik eşya olabilecek birçok değerimiz var ama bunları sunmuyoruz, sunamıyoruz…

Kayseri gibi bir büyükşehir için utanılması gereken bir durum. Yeraltı Çarşısını vb. hediyelik eşya satılan yerleri gezdim, araştırdım. Girdiğim işyerlerine sordum: “Kayseri’yi hatırlatacak, vitrine konulabilecek, duvara asılabilecek tarzda hediyelik eşya var mı?” Cevap:”Yok.” Yine sordum:” Nereden alabiliriz?” Cevap:”Öyle bir yer yok” Sadece bir işyerinde Saat Kulesi ve Döner Kümbet resmi bulabildim. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Danışma bürosuna gittim. Aynı soruları onlara sordum,cevap yine “Bizde öyle bir malzeme yok, böyle bir eşya satılan bir yer de yok.” Valilik, İl Kültür Müdürlüğü, Halk Eğitim Merkezi, KAYMEK, Belediyeler, kız meslek liseleri ve sivil kuruluşların bu yönde yapılabilecekleri çalışmalar olmalıdır ve somut adımlar atılmalıdır.
    Yapılabilecek bazı çalışmalar: Erciyes maketleri, halıları, tabloları Gesi Güvercinlikleri (Kuş Evleri) maketleri Işıl lalesi (Palas yöresine has, endemik Likya lalesi) Kapuzbaşı maketleri Kuş Cenneti, Tuzla Gölü tasvirleri Medrese, çeşme ,cami, kümbet maketleri (Saat Kulesi, Melikgazi Türbesi, Döner Kümbet…) Mimar Sinan, Dadaloğlu, İncili Çavuş heykelcikleri Soğanlı Bez Bebekleri “ Kayseri Hatırası ” yazılı ürünler. Küçük boyutlu hediyelik kilim ve halılar (Yahyalı, Sarız, Bünyan yöresinin) ve benzerleri

  Yapılabilecek bazı çalışmalar:

Erciyes maketleri, halıları, tabloları Gesi Güvercinlikleri (Kuş Evleri) maketleri Işıl lalesi (Palas yöresine has, endemik Likya lalesi) Kapuzbaşı maketleri Kuş Cenneti, Tuzla Gölü tasvirleri Medrese, çeşme ,cami, kümbet maketleri (Saat Kulesi, Melikgazi Türbesi, Döner Kümbet…) Mimar Sinan, Dadaloğlu, İncili Çavuş heykelcikleri Soğanlı Bez Bebekleri “ Kayseri Hatırası ” yazılı ürünler. Küçük boyutlu hediyelik kilim ve halılar (Yahyalı, Sarız, Bünyan yöresinin) ve benzerleri..
Efkan Doğan

 

Kaza Namazı Çetelesi

Kaza Namazı Çetelesi, Kaza Namazları Çizelgesi

Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Biriniz uyuyakalır veya unutur da bir namazı vaktinde kılamaz ise, hatırladığı vakit o namazı kılsın; o vakit, kaçırdığı namazın vaktidir”  (Buhârî, “Mevâkit”, 37; Müslim, “Mesâcid”, 314-316) Kaza namazları çizelgesini kitaplığa, bilgisayar masasına, çalışma masasına veya gardrobun kapak içi gibi bir yere yapıştırmakta büyük fayda vardır. Böylece haftalık, aylık veya yıllık bazda ne kadar vakit kazaya kalmış namazınızı kıldığınızı takip edebilirsiniz. İslami usülde takvim, kameridir ve bu takvimde yıl 355 gündür. Vitir namazının da kazası kılınmalıdır.

kaza namazlari, çizelgesi, çetelesi, yıllık
kaza namzı, tablosu,kaza namazı, çizelgesi, cetveli, namaz kaza, takibi, çizelge, çetele, hesapla, takip, takibi
kaza namazları çetelesi
kaza namazları çizelgesi
yıllık, kaza, namz, namazlari, takip, çetelesi, listesi, çizelgesi

    Efkan Doğan    


Namazların Kazası

Yusuf Özcan | Ocak 2000 | DİĞER YAZILAR

Her mükellef müslümanın, günde beş vakit namazı vakti içinde kılması kesin farzdır ve ilahi emirlerin başında gelir. Farz namazını kılmadan vaktini geçirmek büyük günahlardandır. Kaza edildiği zaman bu namaz borcu ödenmiş olur, fakat geciktirme günahından dolayı ayrıca tevbe de gerekir. Özürlü veya özürsüz olarak zamanında eda edilmeyen beş vakit namazın farzlarını kaza etmek farz, vitir namazının kazası da vacibdir.

“Eda” namazın vaktinde kılınması, “kaza” da vakti çıktıktan sonra kılınmasıdır.

Kaza Kimler İçindir?

Şu kimselere namazların kazası gerekmez:

1- Özürlü hallerinden dolayı namaz kılamayan kadınlar.
2- İradesi dışında, aralıksız en az altı namaz vaktini dolduracak kadar şuurunu kaybedip komaya girmiş baygın kişiler.
3- Henüz mükellef yaşına girmemiş çocuklar.

İradesi dışında uyuyakalan veya namazı unutmuş olan kimse, özürlü olarak namazı geçirmiş olur ve kaza etmesi gerekir.

Kur’an’da birçok ayette namaz emri vardır, fakat kaza namazı hakkında bir ifade yoktur. Kılınamamış namazların kazasının gerektiği, Rasul Aleyhisselam’ın hadis-i şerifleriyle sabittir. Buharî (597. Hadis) ve Müslim (684. Hadis)’de şöyle buyurulur: “Her kim bir namazı unutursa veya uykuda kaçırırsa, onu hatırladığı zaman kılıversin. Onun bundan başka keffareti yoktur.”

Namazı geçirmenin ağır vebalini vurgulamak için, başta Zahirî mezhebinden İbn-i Hazm olmak üzere bazı fakihler, mazeretsiz kasten geçirilen namazın kazasında fayda olmadığını, bunlar için ancak tevbe gerektiğini söylemişlerdir. Ancak doğrusu, dört mezhebin ittifakıyla uyuyakalan ve unutuveren mazeretliler için namazın kazası gerektiğine göre, kasten kılmayanlara kazası elbette farzdır. 1

Vakti geçirilen namazın kazasını geciktirmek, hele de geçerli mazeret dışında geçirilenler için ayrıca günahtır ve geciktikçe günahı da artar. Fazla gecikmeye bırakmadan, bir an önce namazları kaza edip tamamlamak farzdır. Mazeretler ise, irade harici uyuyakalmak, unutmak, düşman ve hırsızlık korkusu, ölüm tehlikesi gibi can ve mal emniyetinin yokluğu ve namaza hiç imkan bulamamak gibi nadir hallerdir. Bu gibi imkansızlıklar dışında, abdest yerine teyemmüm ve ima (ayağa kalkma, rükû, secde gibi namaza ait gerekler yapılmaksızın, işaret ile kılınan namaz) ile de olsa, namazları kılmadan kazaya bırakmaya izin ve mazeret yoktur.

Sünnet Yerine Kaza

Kazaya kalmış namazların gecikmeye bırakılmadan acilen kazası farz olduğu için, kaza borcu olanların sünnet ve nafile namazlarla meşgul olması, Şafiî mezhebinde caiz görülmemiştir. Malikîler de kazası olanlar için sabah namazının sünneti hariç, sünnet ve nafileye vakit ayırmayı caiz görmezler. Hanbelîler ise, kaza namazı olanların sünnet kılmalarını caiz görmekle birlikte, sabah sünneti hariç, sünnet yerine kaza kılmayı daha faziletli ve öncelikli görürler.

Hanefilere göre ise, kaza borcu olanların bir taraftan kazaları kılarken, beş vaktin sünnetlerini de kılmaya çalışması efdaldir, daha iyidir. Hatta kazaya namazları kalanlar, kuşluk ve teheccüd namazı gibi nafileler de kılabilir. Ancak sünnetler dışında, diğer nafilelere fazlaca vakit ayırıp kazaları geciktirmek doğru değildir. 2

Sünnet yerine kaza kılmaktan maksat, sünnetleri terketmek değil, farz olan kazaya zaman kazanmaktır. Yani gerekirse vakit namazlarının aslında sevap olan sünnetini de bırakarak, ağır borç olan farz namazların kazasını bir an önce tamamlamaktır. Bu konudaki mezhep görüşlerini belirttik. Fakat hiçbir müctehid alim, sünnet yerine kaza kılmak “caiz değil” dememiştir. Bazı iyi niyetli, fakat sağlam bir dayanağı olmayan iddialar dışında, “tek niyetle hem kılınmamış bir namazın kazası, hem vaktin sünneti kılınabilir” diyen bir müctehid ve temel fıkıh kaynağı da görülmemiştir.

Hanefi müctehidlerinden İmam Muhammed’e göre, bir niyetle kaza veya eda hem farz hem sünnet kılmaya niyetlenen kimsenin bu namazı geçersiz olur. Yani farz da sünnet de kılınmamış olur. Diğer Hanefi müctehidi İmam Ebu Yusuf’a göre ise, böyle bir durumda yalnız daha kuvvetli olan farz namaz kılınmış olur, sünnet namazı kılınmış olmaz.3 Tercih edilen hüküm de budur.

Durum böyle olunca, herkesi bütün sünnetler yerine kaza kılmaya zorlamanın da, hiç terketmeden sünnet kılmaya öncelik verip, yalnızca “boş vakit buldukça” kaza kılmayı yeterli görmenin de lüzumu yoktur. Hele kaza ve sünnetleri bir niyetle birleştirmek gibi faydasız bir uygulamaya girmenin hiç gereği yok.

Bir orta yol olarak diyebiliriz ki: Aylarca ve yıllarca kazası olan kimseler, Hanefi mezhebinde olsalar bile, bir an önce kazalarını bitirmek için her fırsatta kaza kılmaları gerektiği gibi; ikindi ve yatsının ilk sünneti, bir de öğlenin ilk sünneti yerine, zaman kazanmak için bu sünnetleri bırakıp kaza kılabilirler. Böylece her gün kolayca en azından beş vakit kaza kılınabilir.

Sünnet ve diğer nafileleri kıldığı halde geçmiş farzları kaza etmeyenler, şüphesiz günahkâr olurlar. Fakat kazaları daha kısa zamanda tamamlamak için, bazı sünnet ve faziletlerden vazgeçenlerin günahı olmaz. Esasen bu durumda, sünnet yolu da terkedilmiş sayılmaz. Bu konuda tercih hakkı, kaza kılanlara kalmıştır.

1- Şevkânî: Neylü’l-Evtâr, Beyrut-1998, 2/439-40; Emir Abdülaziz: Fıkhu’l-Kitab ve’s-Sünne, Kahire-1999, 1/592.
2- el-Cezirî: Kitâbü’l-Fıkıh, Kahire-1994, 1/403; İbn-i Âbidin: Reddü’l-Muhtâr, Beyrut-1994, 2/536.
3- İbnu’l-Hümam: Fethu’l-Kadir, Beyrut-1995, 1/274.
Sosyal medya:  

Semerkand Dergisi


 

İmam Hatip Lisesi Öğrencilerine Tavsiye Kitaplar

 AİŞE  SİBEL ERASLAN
 AŞK-I HÜZÜN (HZ. AMİNE, HZ. HALİME)  NURİYE ÇELEĞEN
 AŞK-I SÜKÛN (HZ. HACER)  NURİYE ÇELEĞEN
 AYNADA BATAN GÜNEŞ  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 BAŞBUĞ VELİLERDEN 33 – ALTUN SİLSİLE  NECİP FAZIL KISAKÜREK
 BENİM ÇİÇEKLERİM ATEŞTE AÇAR  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 BEYAZ ATLI  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 BEYHUDE ÖMRÜM  MUSTAFA KUTLU
 BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR  ARİF NİHAT ASYA
 BOSTAN  SA‘DÎ-İ ŞÎRÂZÎ
 BOŞLUK  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 CANFEDA – HZ. FATIMA  SİBEL ERASLAN
 ÇAĞLAYANLAR  AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU
 ÇİÇEKLER SUSAYINCA  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 ÇİLE  NECİP FAZIL KISAKÜREK
 DALLAR MEYVEYE DURDU  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 DEDE KORKUT HİKAYELERİ  DEDE KORKUT
 EKİNLER YEŞERDİKÇE  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 GİDERSEN VEDA ETME  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 GÖNÜL YARASI  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 GÜLİSTAN  SA‘DÎ-İ ŞÎRÂZÎ
 GÜN DOĞMADAN  SEZAİ KARAKOÇ
 GÜNEŞE MATEM DÜŞTÜ  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 HALİD BİN VELİD AHMET CEMİL AKINCI
 HAY SULTAN  (ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ)  NURİYE ÇELEĞEN
 HAYAT GÜZELDİR  MUSTAFA KUTLU
 HUZUR SOKAĞI  ŞULE YÜKSEL ŞENLER
 HÜLYALAR HÜZÜN AÇTI  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 HZ. AİŞE R.A. AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. ALİ AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. AMİNE AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. EBUBEKİR AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. FATIMA R.A. AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. HAMZA AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. HATİCE R.A. AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. İSMAİL AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. OSMAN AHMET CEMİL AKINCI
 HZ. ÖMER R.A. AHMET CEMİL AKINCI
 KALPLERİN KEŞFİ  İMAM GAZÂLÎ
 KÜÇÜK DÜNYA  EMİNE IŞINSU
 LEYL IŞIKLARI  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 LOKMAN HEKİM AHMET CEMİL AKINCI
 MAHREM VE MÜNZEVİ  NURULLAH GENÇ
 MESNEVİ – SEÇME HİKAYELER  MEVLANA
 O’NA SECDE YAKIŞIYOR  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 ORADA DA YILDIZLAR KAYAR MI?  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 PEYGAMBER HALKASI  NECİP FAZIL KISAKÜREK
 REŞEHAT  MEVLÂN ALİ B. HÜSEYİN ES-SAFΠ
 RÜZGARLI PAZAR  MUSTAFA KUTLU
 SATIR ARASI HİKAYELER  SERDAR TUNCER
 SEN YOKTUN EFENDİM  DURSUN ALİ ERZİNCANLI
 SEVGİLİ EFENDİMİZ  HAYRANİ ALTINTAŞ
 SEVİNCİNİ BULMAK  MUSTAFA KUTLU
 SİS  AHMET EFE
 SON KALE  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 SULAR DURULURSA  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 TARLA KUŞUNUN SESİ  MUSTAFA KUTLU
 UZUN HİKAYE  MUSTAFA KUTLU
 ÜLKEMİN AÇMAYAN ÇİÇEKLERİ  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 VELİLER ORDUSUNDAN 333  NECİP FAZIL KISAKÜREK
 YANIK BUĞDAYLAR  AHMED GÜNBAY YILDIZ
 YUNUS EMRE – ŞİİRLER YUNUS EMRE
 ZEMZEMİN ANNESİ (HZ. HACER)  SİBEL ERASLAN
şiir, sanat, defterim, projesi, procesi

Sanat Defterine Tavsiye Şiirler

 

Kalitesiz Öğretmenin Özellikleri

KALİTESİZ ÖĞRETMENİ NASIL TANIRSINIZ?

1.  Sürekli eleştirir, kimseyi beğenmez, her şeyi, herkesi eleştirir; idarecileri, sistemi eleştirir, öğretmenleri, öğrencileri, velileri eleştirir, hatta onlara hakaret eder.

2.  Sorunlarla ilgili çözüm önerisi genelde yoktur, öneri diye sundukları ise saçmadır.

3. Kibirlidir. Kimseye değer vermez.

4.  Hasettir: Meslektaşlarının başarılarını takdir etmez, onları kıskanır.

5. Dedikoducudur: Haset ettiği kişiler hakkında sürekli olumsuz konuşur, bunları yüzüne söyleyemez, kendince onları gözden düşürmeye, karalamaya çalışır, kamuoyu oluşturma gayretine girer. Sanki o kişiler gözden düşünce kendinin yükseleceğini zanneder.

6.  Öğrencilere doğrudan ya da dolaylı hakareti çok sever.

7.  Kendisi dişe dokunur bir iş yapmaz. Etkinlik yapan, iş çıkaran öğretmeni yalakalık yapıyor diye suçlar.

8.  Kendini geliştirmez. Çünkü kendince o zaten çok iyi bir öğretmendir.

9.  Ona göre iyi sınıf, sessiz duran sınıftır.

10.  Öğrencilerle olumlu bir bağ kuramaz.

11.  Her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünür.

12.  Mesleğini sevdiğini söyleyebilir ama gerçekte sevmez.

13.  Mülakatta torpille öğretmen olmuştur.

14.  Soruları çalarak öğretmen olmuştur.

15.  Öğrencilerden ve velilerden hediye almayı çok sever.

16.  Öğrenci velilerinin ne iş yaptığını öğrenmek ister.

17. Sınıfta disiplini sağlamak için bağırır. Çünkü başka yöntem bilmez.

18. Öğrenci ve veliyle ego mücadelesine girer.

19.  Kitap okumaz.

20. Ek-ders veya ders programı için öğretmenlere, idareye çemkirir.

21. İdarecilerin yüzüne güler, arkasından konuşur.

22.  Kendi ders anlatmaz öğrenciye anlattırır.

23.  Öğrenciyi sürekli notla tehdit eder.

24.  Sevmediği öğrenciye hak ettiği notu vermez.

25.  Takıntı yaptığı öğrenci asla sınıfı geçemez.

26.  Dersinden bıraktığı öğrenci sayısının çokluğuyla övünür.

27. Çoğunlukla derse geç girer.

28.  Proje üretemez.

29.  Ezbere dayalı eğitim verir. Akıl yürütme, çözüm üretme mekanizmlarını bilmez, öğretemez.

30.  Öğrencilerin ufkunu açacak söylemlerden uzaktır.

31.  Derste telefonla konuşur.

32.  Öğrencilerin hep zayıf yönlerini görür, onların ihtiyaçlarını, güçlü yönlerini göremez. Veliye de çocuğun bu olumsuz yönlerini söyler.

33.  Öğrencilerin sorunlarını görmezden gelir.

34.  Öğretmen masasında çok fazla oturur, ayakta ders anlatmaz, tahtayı çok az kullanır.

35.  Öğrencinin ders notlarından ibaret olduğunu zanneder.

36.    Öğrencileri motive etmez, edemez.

Başarılı, kendini geliştiren, öğrenciye, veliye, meslektaşlarına değer veren öğretmenlerim saygı ve sevgilerimi kabul ediniz. Benzer konular diğer meslekler için de açılabilir fakat benim mesleğim öğretmenlik olduğu için bu konuyu işledim.

Ekim 2016

Efkan Doğan

 

Kapıcıların Acınası Durumu

Kapıcıların Acınası Durumu! Bina Görevlisi Hakkında  

Bina görevlilerine (kapıcılara) insanların acıma gözüyle baktıklarını görünce şaşırıyorum. Acınası bir halleri var mı?

kapıcı, kapıcılar, bina görevlileri, görvli, kapici

Şöyle bir bakalım durumlarına: Adım attıkları an işyerindeler. Yol parası yok. Elektrik, su, yakıt (kömür, doğalgaz) parası ödemezler. Kira ödemezler. Konut Kapıcıları Yönetmeliği Madde 13- Kapıcıya görevi nedeniyle konut verilmesi zorunlu değildir. Günde ortalama iki-üç saat çalışırlar. Yoğurt parası alırlar. Aslında hiçbir yönetmelikte böyle bir husus yoktur. Ekmek dağıtımından kazandığı parayı kimse bilmez. Fırıncılar, kapıcılara ekmeği bakkallara verdikleri fiyattan verirler. Yani kapıcılar ekmeği bize satıyorlar, dağıtmıyorlar. Misal ekmek 50 kuruş ise kapıcı bunu 45 kuruşa alır, apartman sakinlerine 50 kuruşa satar. Ekmek başına 5 kuruş cepte. 10-15 kuruş kârla alıp satanlar da vardır. Ortalama bir hesap çıkaralım; apartmanda 40 daire olsa bunun 35 dairesi kapıcıdan 4 ekmek satın alsa 35×4=140 ekmek yapar. 5 kuruş kârla 140 ekmek, 5krş x 140 = 7 TL Ayda ne yapar, 30×7= 210 TL evet ekmekten ayda kazandığı sırf 210 lira. Görevlinize sorunuz, ekmeği kaça alıyorsun diye. Cevap vermeyecek, lafı değiştirmeye çalışacaktır. Bahşişleri düşünün veya bizim bilemediğimiz nerelerden neler kazanıyorlar…

İş Kanunu’nda, Kat Mülkiyeti Kanunu’nda ilgili maddeleri okumakta fayda vardır. Konut Kapıcıları Yönetmeliği’nde kapıcının elektrik faturası ödenir, su fatırası ödenir, yakıtı ödenir, yoğurt parası-cacık parası verilir, doğalgazı ödenir şeklinde maddeler yoktur. Buyrun bakın: Konut Kapıcıları Yönetmeliği : Resmi Gazete 25391 Asgari ücretle bir işyerinde çalışan başka bir kişiyle karşılaştırdığımızda iki kat gelirinin olduğu görülecektir.   Aylık gelirlerini kabaca bir hesaplayalım: Şubat 2011 tarihi itibariyle   Net maaşı : 700 TL (Brüt maaşı: 800) Kira : 180 TL Su : 40 TL Elektrik : 50 TL Yakıt : 90 TL (ısınma: kömür, doğalgaz) Ulaşım : 70 TL Ekmek kârı :210 Yoğurt parası : 40 TL ( böyle birşey de yok ama birçok bina yöneticisi veriyor) Bahşiş vb. + 50 TL 1430 TL geliri aslında bu.

Tabii bu hesaplamamız ortalamadır. Şehirlere, binada oturanların sayısına ve benzeri değişkenlerle bu hesap yükselecektir, farklılık gösterecektir.   Efgan

 

İslam Düşmanı Sanatçılar – Edebiyatçılar

Din Düşmanı – Mason Edebiyatçılar – Sapkın İnançlı Sanatçılar – Münafık Düşünürler

  İslam Düşmanı Sanatçılar – Edebiyatçılar Abdullah Cevdet

İlk olarak bu zatın Peygamber efendimize ettiği ‘’Mekkeli Yobaz’’ hakareti vardır. Bundan dolayı mahkemeye verilmişse de medyada bazı kişiler tarafından şiddetli bir şekilde  desteklenmiş ve bu olayında üstü kapatılmıştır. Özellikle de Akşam gazetesinin başyazarlığını yürüten Necmettin Sadık köşesinde şöyle demiştir;

‘’Abdullah Cevdet,hala Mekke’li yobazların pençesinde. Taassup akımına göre suç sayılan bir fikir mücadelesi için bugün mahkum olursa gerçekten tuhaf olacaktır’’

Allah’ın düşmanı Cevdet… Abdullah Cevdet’i tanıyalım.

CENAZE NAMAZINI KİMSE KILMAMIŞTI, BİR ABDULLAH CEVDET HİKAYESİ…

Ayasofya Camiinde camiden çıkan cemaatin bir kısmı musalla taşındaki tabutun önünde toplanmıştı. Herkes bir şey
söylüyordu. Çoğunun ağzından çıkan cümle şuydu:”Götürün şu Allah düşmanını buradan!”
Hiç kimse cenaze namazını kılmak üzere safa geçmiyordu. “ Bu adam hayatında İslam dinine sürekli saldırdı. Hazreti peygambere hakaret etti. Bu sebeple, bir çok gencin ruhi ve imani buhranına, hatta bir kısmının intiharına vesile oldu. Böyle bir kimsenin namazı kılınmaz!” diyorlardı.
Dr. Abdullah Cevdet hayatta iken, İslamiyetin aleyhinde bulunmuştu. Yazılarında devamlı olarak İslami değerlere hücum etmişti. En büyük hedefinin, “halk arasında dinin nüfuzunu (etkisini) kırmak” olduğunu söylüyordu. Bu bakımdan ahali kendisine “Adüvüllah Cevdet- Allah’ın düşmanı Cevdet) ismini takmıştı.
Abdullah Cevdet’in yazdıklarını halk nefretle karşılamaktaydı. İslam düşmanlığı yapan gazetelerin batıp gitmesi gibi Abdullah Cevdet’te halk nazarında yok sayılmaktaydı.
Öldüğünde de yanında hiç kimse bulunmamaktaydı. Şimdi de cenaze namazını hiç kimse kılmak istemiyordu.
İmamlar da cenaze namazını kıldırmak istemiyorlardı. Ayasofya’daki tartışma giderek şiddetleniyordu. Abdullah Cevdet’in yakınları cenaze namazının kılınmasını, cemaat ise kılınmamasını istiyorlardı.
Abdullah Cevdet’in yakınları vakit namazını kılmamışlardı. Cenaze namazına da katılmayacaklardı. Fakat cemaatin cenaze namazı kılmasında ısrar ediyorlardı.
Tartışmanın daha fazla uzamasını istemeyen bir vatandaş bağırmıştı;”Bu adam İslam düşmanıydı, dinsizdi, namazı kılınamaz!”
Bu tartışmalardan sonra Abdullah Cevdet’in ölüsünü alan yakınları cenazeyi koyacak araba bulamazlar. Sağa sola koşuşurlar, fakat yok… Cenazeyi koyacak bir araba yoktur. Ne gariptir ki; o gün İslam cenaze arabaları meşguldür. Neticede, Fener Rum Patrikhanesine telefon edilerek cenaze arabası istenir.
Abdullah Cevdet’in cenazesi haç işaretli cenaze arabasına konularak götürülür.
Cenazenin yanında sadece birkaç yakını bulunmaktadır…
(Meşhurların Son Anları- Burhan Bozgeyik, sayfa:310 -311)

İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurulmasında rol aldı ve Kürt Teali Cemiyeti‘nde faaliyet gösterdi. Türk ırkının ıslahı için Avrupa’dan damızlık erkek getirelim, diyen kişidir.

abdullah cevdet, chp, avrupadan damızlık erkek getirelim

Ahmet Mithat Efendi
Üst derecede masondur. Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir. [52]


Ali Cânip Yöntem

Şark’ın Ufukları

Yükselmeyen tazarru’un ey Şark bitmiyor;
“Hayye âlel felâh”ını gökler işitmiyor.

Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher
Dönsün zeminlerinde de isyana secdeler…

Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların!
Yaksın bütün ufukları artık belâların.

(Geçtiğim Yol / 1918)


 Celal Sahir Erozan

O Geliyor

Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü doğan güneş!


falih rıkı, atay, islam, din, düşmanı sanatçılar, mason, gavur, sanatçılar

Falih Rıfkı Atay 

“Cehennemim var diye
Kurum etme ey Tanrım
Bağrımdaki ateşle
Seni bile yakarım”



Faruk Nafiz Çamlıbel

Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil,
Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun
Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!

Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden
Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı.


Hâlide Edip Adıvar
“VURUN KAHPEYE”  ROMANIYLA,YAHUDİ İSLAMCI İMAMLARIN YOBAZLIĞINI BAHANE EDEREK, KÖPEKLER GİBİ İSLAM’A SALDIRIR, AMA HİÇ BİR ZAMAN TEVRAT KİTABININ SAPIKLIĞINA SALDIRMAMIŞTIR !.. ÇÜNKÜ KRİPTO YAHUDİDİR..


Halit Ziya Uşaklıgil
Aşk-ı Memnu yani Yasak Aşk romanında evli bir kadın, kocasının yeğeniyle zina yapmaktadır. Eser bunun üzerine kuruludur.
Halit Ziya denen mason, ahlaksızlığı, zinayı edebiyat aracılığıyla normalleştirmektedir.
Zaten Aşk-ı Memnu konu olarak, Madam Bovary romanından çalıntıdır.



Hamdullah Suphi Tanrıöver

İslam düşmanlığı yapmıştır. Özellikle Dağ Yolu adlı kitabında şeriata karşı nefretini kusmuştur. Irkçılığı öne çıkaran görüşleri çoktur. Faşizm taraftarıdır.

1930 yılında şöyle yazmış:
Faşizm   bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. bu milliyetçiliğin farikası *, milletin hakim ve mahkûm sınıflara ayırmak değil, her meslek erbabının umumi bir işbölümü içinde çalışma hakkını tanımak ve onun yükselmesini temin etmektir. […] Münevver ve milliyetperver bir gençliğin, italya toprakları üzerinde, sınıf gayz ve kininden doğan hareket karşısında derhal kendini toparlamasını ve büyük vatanperverin  doğru yola gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür. Biz faşist milliyetperverliğin dünkü galeyanında, hem mazimizi hem istikbalimizi görürüz.”
Türk Yurdu , Mayıs 1930; aktaran: Mete Tunçay , “Türkiye Cumhuriyeti’nde tek parti yönetiminin kurulması” (1923-1931), Ankara (Yurt Yay.), 1981; Sevan Nişanyan, “Yanlış Cumhuriyet”, Kırmızı Yay., İstanbul 2008, s.31

Romanya dan bir kısım Hristiyan, Şaman ve Gagavuzları Ataturk un kurduğu Turk Ortodoks patrikhanesi   cematini olusturmak uzere, 70 kadar kızlı erkekli öğrenciyi, Türkiye’ye getirmeyi başaran Tanrıöver’dir.

1943 yılında, İnönü’nün onayladığı bir kararla, bu öğrencilerin nüfus cüzdanlarına Hristiyan Türk Ortodoks yazılır ancak uzun vadede bir kısmı patrikhaneyi terk eder, bir kismi Müslümanlığı seçer.



Hüseyin Cahit Yalçın

Mason olduğu için Abdülhamid düşmanıdır, devlete saldırılarından dolayı Serveti Fünun dergisinin kapatılmasına sebep olmuştur.

1922’de yeniden çıkarmaya başladığı Tanin gazetesinde Cumhuriyet hükümetini eleştirince gazetesi kapatilarak Çorum ‘da bir bucuk yıl sürgün kaldı. Cumhuriyet döneminde de önde gelen İttihatçilardan biri olmasına rağmen varlığını etkin bir şekilde sürdürebilmiştir. Türk siyasi hayatında, merkezde olmayan ama her zaman “merkeze yakın” durmayı başaran figürlerin bolluğu arasinda bir “devlet adamı” olarak dikkat çekici bir yeri vardır.

Kadrolu masondur.  Bakınız:   www.mason.org.tr/web/03_turkiye.html


Celal Sahir Erozan O Geliyor
Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü doğan güneş!


Kemalettin Kamu , Şair (CHP Milletvekili)

Ne örümcek,ne yosun

Ne mucize,ne füsun

Kabe Arabın olsun Çankaya bize yeter..


Mahmut Esat Bozkurt Mahmut Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi: “Evet hıristiyanlığı… Çünkü islâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez..” dedi. Devlet idaresindeki kaba sofuların elindeki dine kutsallık tanımak, bana göre Afrika zencilerinin çömlek ve taş parçalarına tapmalarından fazla bir anlam ifade etmez. Birinci olayla ikinci olay arasındaki fark, ilki kuruntuya dayanan bir inanç, ikincisi de bir toprak parçasına güvenmekten ibarettir. Türk medeni kanunu yürürlüğe girdiği gün, milletimiz ondört asırdır kendini çeviren sakat ve karışık inançlardan kurtulmuş olacaktır.” Bu ve buna benzer sözleri sık sık Meclis kürsüsünden dillendiren bir isimdi CHP’li Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt.


Melih Cevdet Anday

Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü doğan güneş!


Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen… Sürekli Türklüğü öne çıkaran, Kemalizme vurgu yapan, İslam’ın emri olan Şeriat’a “kahrolsun” diyen, Halifeliğin ve Padişahlığın kaldırılmasını savunan ve sonunda Fransa’da Yahudi mezarlığına gömülen bir Yahudi… 


NÂZIM HİKMET RAN
Dönmedir , mason, dedesi Polonya Yahudilerinden Borjenski’dir. Türk vatandaşlığından atılmıştır.


Osman Hamdi

Osman Hamdi – Mihrap (Tekvin – Yaratılış)
Mihrapta rahle üzerine oturmuş bir kadın (İngiliz Kraliçesi) ve yerlerde Kutsal Kitaplar.


Tevfik Fikret Tarih-i Kadim
En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,

onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani. *** Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın… ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın. Abdülhamid Han’a bir Ermeni tarafından yapılan suikast girişiminin başarısız olmasına üzülüyor.


Refik Halid Karay
Kurtuluş Savaşı aleyhine yazılar yazdığı ve faliyet yürüttüğü gerekçesiyle vatan haini ilan edilerek “yüzellilikler” listesine girdi. 9 Kasım 1922’de sınır dışı edildi. Sürgün olarak gittiği Beyrut ve Halep’te 15 yıl kaldı.


Reşat Nuri Güntekin
Romanlarında, halkın din kaynaklı saf inanışlarıyla “satirik” (iğneleyici) bir üslupla alay ederdi daima. Belki de o yüzden güldüğü şeylere inanmaması normaldi. Bir derginin, “Ahirete inanır mısınız?” sorusuna, “Dünyaya gözleriniz kapar kapamaz sevdiğimiz şeyleri orada bulacağımızı ümit etmek çok güzel bir şeydir. Fakat ben bu saadeti çoktan kaybettim” cevabını vermişti CHP’li vekil Reşat Nuri Güntekin.


Rıza Tevfik Bölükbaşı

1918-1919 yılları Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadıdır.
Babasının isteği üzerine İstanbul’da bir Musevî okulunda okudu. Gelibolu’da rüştiyeyi bitirdi. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Yüksek öğrenimine Mülkiyede başladı ise de öğrenci hareketlerine katıması nedeniyle kovulunca 1890 yılında Tıbbiyeye girdi ve 1899 yılında mezun oldu.
1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. II. Meşrutiyet sonrasında Edirne mebusu oldu. Damat Ferit kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Sevr antlaşmasını imzalayanlardandır. Balkan Harbine de, Kurtuluş Savaşına da karşı çıkmıştır. Cumhuriyet döneminde Vatan Hainileri-Yüzellilikler Listesine girdiği için yurt dışına kaçmış, af Kanunu’ndan faydalanarak ancak 1943’te yurda dönebilmiştir.
Felsefeye merakı nedeniyle “Feylesof” diye anılır. Sekiz dil biliyordu, şair ve yazardı. Şiirlerinin tümünü derleyerek 1934 yılında Lefkoşa’da Serab_ı Ömrüm adıyla yayınlamıştır. Tekris yeri ve tarihi bilinmemektedir.1909 da başlayan görev döneminde Hatiplik yapmıştır. 1918-1921 dönemi için Büyük Üstad seçilmiş, 1919’da istifa etmiştir.

Ahmet Rasim

Mehmet Emin Yurdakul

Hüseyin Cahit Yalçın

Reşat Nuri Güntekin

www.mason.org.tr/web/03_turkiye.html


Şinasi
Üst derecede masondur. Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir. [52]


Ziya Gökalp


Fırat Olcay 21 Eylül, 15:39

Olaylar Ve Gerçekler
ÜSTAD NECİP FAZIL’IN KALEMİNDEN ZİYA GÖKALP GERÇEĞİ

PAPAĞAN RESMİ TARİHLE YETİNMEYELİM, YAKIN TARİHİMİZ BİZE OKUTULDUĞU GİBİ DEĞİLDİR, GERÇ EK TARİHİ MUTLAKA ARAŞTIRIP OKUMAMIZ GEREKİR.

KEMALİZM VE IRKÇI MİLLİYETÇİLİĞİN KURAMCISI VE ZİYA GÖKALP’İN ARKASINDAKİ AKIL HOCASI MUNİS TEKİNALP TAKMA ADLI İSLAM VE ECDAT DÜŞMANI MOİZ KOHEN YAHUDİSİDİR.

BİLİNÇLİ İSLAM DÜŞMANI BU ADAMIN MEZARI ŞU ANDA FRANSA’NIN NİCE ŞEHRİNDE BİR YAHUDİ MEZARLIĞINDADIR.

EYY ! MÜSLÜMAN TÜRK KARDEŞİM, KİMİN FİKRİNİN PEŞİNDEN GİTTİNİ ÇOK İYİ BİL VE KENDİNE GEL !

Ziya Gök Alp Ölürken Allah’a Küfür Ediyordu. (Türkçülük Kurucusu)

Ölürken Allah’a Küfür Ediyordu.. Ziya Gökalp…

“Başında kuzunun bulunduğu aslanlar ordusu aslında kuzular ordusudur” demiş bir düşünür…

Yaklaşık bir buçuk asırdır milletimize, aslan postu giydirilmiş kuzular, büyük önder, büyük mütefekkir, büyük siyasetçi ve devlet adamı olarak tanıtıldılar…

Bunları büyük bilip aldanan milletimizin aslanca duruşu ve mücadeleleri de tesirsiz, sonuçsuz bırakıldı…

İşte son asırda ülkemizdeki vatanseverlere, milliyetçilere, dindarlara, bir ülküsü olanlara çok büyük bir aslan gibi sunulan Ziya Gökalp de aslında bu kuzulardan biriydi..

Bakın gerçekte bize tanıtılanın aksine nasıl bir Ziya Gökalp yaşadı;

Ziya Gökalp Fransız Hastanesine yatırıldığında bitkin bir vaziyetteydi. Yataktan kımıldayamıyordu.

Gökalp’ın hastalığı ağırlaştıkça asabiliği de artıyordu. En ufak bir hadiseye öfkeleniyor, bağırıp çağırıyordu. Öldüğü gece de başını duvardan duvara çarpmıştı.

Ziya Gökalp’ın öldüğü geceyi Necip Fazıl şu şekilde naklediyor;

Ziya Gökalp’ın Allah’ a karşı tavrına ait bir müşahede(gözlem)…

Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise… Benim kırk yıllık bir hatıram…

Bundan kırk küsur yıl önce, Abdülhak Hamid’in evinde bir hanımefendiyel tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa’da geçmiş, ne Ziya Gökalp’ı tanıyan, ne Türkiye’yi, Türk Edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış bir kimse… Kimsenin kastla, ne lehinde olabilir, ne aleyhinde..

Ben Abdülhak Hamit’e, Ziya Gökalp’ın dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi…

“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız hastanesine yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu.Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum. Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş(milletvekili). Profesörmüş…ismini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, SABAHA KADAR ALLAH’A EN GALİZ(AĞIR) KELİMELERLE SÖVDÜ… O kadar fena oldum ki bu hal karşısında odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’ a inanmazmış…”

Hem Allah’a inanma.Hem ona söv!

Duyulmamış görülmemiş şey…
(Necip Fazıl, Sahte Kahramanlar, Sayfa: 74–75)

Daha önceleri de çeşitli defalar ruhi bunalım geçiren Ziya Gökalp bir defasında intihara teşebbüs etmiş, şakağına tabancayı dayayarak tetiği çekmişti.

Kurşun kafasını delip içeride kalmasına rağmen ölmemişti. Öldüğü gece yine böyle bir krizin tutmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Fransız Hastanesi’nde hayata gözlerini yuman Gökalp, aynı hastanenin ölülerin bekletildiği odasına kaldırılmıştı.Gökalp’ın başucuna bir haç konulmuştu.İttihat ve Terakki dönemi ile Cumhuriyet dönemsinin Mütefekkiri olarak bilinen Gökalp’a Hıristiyan muamelesi yapılmaktadır.

Enver Behnan Şapolyo, Gökalp’ın son anlarını şu şekilde anlatmaktadır;

Ziya Gökalp’ı son defa görmek istediğimi söyledim.Doktorlardan biri “Lütfen benimle birlikte geliniz” dedi.. Doktor ve ben… Dar ve temiz bir koridordan geçtik. Çakıl taşlı bir bahçeden ilerledikten sonra doktor, beyaz önlüğünün cebinden çıkardığı bir anahtarla önünde durduğumuz kapıyı açtı.”

Burası tavan pencerelerinden donuk ışık sızan kubbeli bir odaydı. Ölüler buraya konuyordu. Her yer mermer döşeli ve bembeyazdı. İlahi bir sessizlik ve ortada yüksekçe bir yere oturtulmuş tabut biçiminde mermerden bir mezar üstü vardı.”

“Başucunda bir haç, haçın altında bir Meryem ana kandili… Kandil donuk ışığıyla hafif hafif titreşiyordu. Kandilin gölgesinde de yatan Ziya Gökalp’tı. Beyaz kefenlere bürünmüştü…”

“Doktor eliyle, Ziya Gökalp’ın kendini öldürmek istediği zamandan kalma alnındaki ize parmağıyla dokunarak: “İşte kurşun buradan girmişti” diyordu. Alnından giren kurşunun bıraktığı dörtlü işaret, sanki başucunda duran haçın gölgesiydi. Birlikte bu ize dokunduk, sonra da ellerimizi kavuşturup büyük Türk düşünürünün önünde gözyaşı döktük. Bizi kendimize getiren hastanenin Fransız bekçisi oldu. Bekçi Fransız Büyükelçisinin gönderdiği çelengi getirdi. Gökalp’ın ayakucuna konulmak istenen bu Çelengi, başucuna bıraktırdım. Sonra da onun başının üstünde duran İstavrozun üstüne çelengi sararak, bu kutsal dörtlüyü kapattım”

“Cenazenin yanından ayrılırken de yanan mumu söndürmekten kendimi alamadım. Bu Hıristiyan gelenekleri ile yatırılan bir Müslüman cenazesine karşı, yerine getirilmesi gerekli, kaçınılmaz bir vazifeydi.”

[Enver Behnan Şapolyo, Ziya Gökalp: İttihad-ı Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, S.231–232]

(Meşhurların Son Anları – Burhan Bozgeyik, TÜRDAV Yayınları, Sayfa:321-322, İstanbul, 1993)

Kalem kılıçtan keskindir. Kelimeler kullanabilenlerin silahsız kuvvetleridir. Şayet Ziya Gökalp, Ali Suavi, Kendini Türk ve Müslüman tanıtırken içten içten İslam’ı yıkan Munis Tekinalp(Moiz Kohen) gibi kalemşorlar sahnede olmasaydı, faaliyette olmasaydı, imkanız gibi gözüken bir çok şeyi bu ülkenin düşmanları başaramazlardı.

Bu kalemler halkın gayretini, ömür sermayelerini, geleceğini hep yanlış yerlere kanalize etti. Yanlış fikirlerle yanlış aksiyonlara sebep oldu.. Böylece Osmanlı ancak yıkılabildi… Ardından bu millete akıl almaz zulümler yapılabildi… Asıl katil tetiği çeken değil, kalemi kullanan eldir…

Ve.. Adalet-i İlahi öyledir ki, böyleleri daha dünyada iken, yaklaştıkları korkunç bir ilahi azabın emareleri üzerlerinde görülmeye başlanır.. Halk tabiri ile “Ölemezler bile”… Ziya Gökalp, son bir asırdır yaşanan ve hala yaşanmakta olan birçok acının sorumlusudur. Kalem kullananlar kaleminin namusunu korumalı.


Yusuf Ziya Ortaç
İslamsız Türkçülerdendir, kendisi İslam düşmanı bir masondur.

yusuf ziya ortaçi,mason,Din Düşmanı, gavur, Mason Edebiyatçılar, Sapkın İnançlı Sanatçılar, Münafık Düşünürler

Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Sabetayisttir. Yani Müslüman görünümlü Yahudi.
Türkçülüğün diğer kaynağı ise Müslümanlığı kabul edip Osmanlı Devleti’nde görev alan aslen Yahudi Polonya – Macaristan milliyetçileri ve onların devamı denebilecek Selanik merkezli “İslamsız Türkçüler” dir. Selanikli olmasalar da Selanik’te oluşan ekolü benimseyenlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda Sabetaycı veya Karaimcidir. Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Tekin Alp, Yaşar Nabi Nayır, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Nuri İleri, Faruk Nafiz Çamlıbel, Burhan Belge, Ahmet Emin Yalman, Yunus Nadi, Doğan Nadi, Simaviler… bu akımın etkili temsilcileridir. “İslamsız Türkçülüğü” savunan düşünce ve aksiyon adamları, ellerindeki yayın gücü ile daha etkili bir kamuoyu oluşturabilmişlerdir.”


Yaşar Nabi Nayır (Edebiyatçı)
Yeni bir inanç sistemi ile birlikte ‘yeni minare’ ve ‘yeni ezan’ ile alakalı bir şiir neşretmiştir …
Motorların şarkısı olsun yeni bestemiz
Yeni din ezanları minareler yerine Bulutlara püsküren bacalarda okunsun


İsmail Habib Sevük
İsmail Habib Sevük, bir yandan CHP milletvekilliği yaparken bir yandan da Cumhuriyet’te köşe yazıyordu. Bir yazısında, “sınırları” çok ama çok zorlamıştı: “Namaz Mekke devrinde yoktur. Mekke âyetlerinde ibadetten müphem bahsedilirdi, bu da sırf Muhammed’e tevcih edilmişti. Müminlere değil. Namaz müminlere Medine’de teşmil edildi. O da üç vakitte; fecirde, grupta, geceleyin. Beş vakit namaz Muhammed İslâmlığı’nda katiyen yoktur.”


Orhan Seyfi Orhon
İnsanız en şerefli mahlûkuz
Deyip de pek fazla övünmek haksız
Atamız elma çaldı cennetten
Biz o hırsızın çocuklarıyız.”


Lakırdılarım
1914`de doğdum,
15`de konuştum;
Hala konuşuyorum.
Lakırdılarım ne oldu?
Gökyüzüne mi gitti?
Belki de hepsi geri gelecek
Tayyare biçimine girip
1939`da.

Allah varsa eğer
Başka bir şey istemem ondan.
Bununla beraber istemem
Ne Allahın olmasını,
Ne de işimin
Allaha kalmasını.

Orhan Veli Kanık

 

İlaç Zehirdir

ilaçların zararları, ilaç zehirdir

İLAÇ ZEHİRDİR, İLAÇLARIN ZARARLARI, YAN ETKİLERİ

İlaç şifa mıdır? Evet
İlaç zehir midir? Evet

Uzun yıllar araştırılmış, deneylerden geçirilmiş, test edilmiş bazı ilaçların hastalıkları iyileştirdiği doğrudur. Kontendikasyonu-yan etkileri en düşük seviyede olan ilaçlar bile doz aşımında yani tavsiye edilenden fazla kullanıldığında vücudunuza çeşitli zararlar verir, sizi zehirler, kalıcı hasarlar verir, hayatınızı karartır.

Bazı ilaçlar ise yararlarından çok zarar verirler.
En basit örneği antibiyotiklerdir. Yıllarca soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda doktorlar hastalara antibiyotk ilaçlar yazdılar. Şimdi artık yazmıyorlar. Eee ne oldu hani bunlar iyileştiriyordu?

İlaç sanayisi için insanlar hasta değil birer müşteridir. Yeterli miktarda hasta yoksa bu sektör ne iş yapacak? Hastalık da olmalı, hasta da.Doktorlara haşa peygamber gibi iman edip sorgulamayan insanların bu işte suçu yok mu? Doktorlar tipik ortodoks tıp eğitimi aldıklarından bunları gündeme getiremezler. Tıp bir hizmet alanı iken artık günümüzde bir sanayi dalı olmuştur.

İlaç- sağlık sektörü dünyadaki en büyük ekonomik sektörlerin başında gelir. Antibiyotik ilaç firmaları çok zengin oldu bu işten, çook.

Kimyasal ilaçlardan dolayı Almanya’da yılda 25.000, İngiltere’de 30.000 ve ABD’de 180.000 kişinin kimyasal ilaçlardan öldüğü bilinmektedir (Hans Weiss, 3 x taglich).

Yani iyileşelim diye aldığımız ilaçlar bizi öldürüyor. İlaçlar kimyasal birer silahtır. Hayatınız kararmadan bunları öğrenmeniz faydalı olabilir.

“Antibiyotik İlaçlar: Mini Atom Bombası
Antibiyotik ilaçlar bağırsak florasını bozar. Bağırsak florasında ortaya çıkan aşırı zararlı bakteriler ve mantarların üretiği zehirli gazlar ve zehirli alkolleri elimine etmek için aşırı oranda B6, B12-Vitamini ve Folikasit harcanır. Buda homocystein oranının yükselmesine neden olur. Homocysteini B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit Metionine çevirerek zararsız hale getirir.

Homocystein LDL-Kolesterolunu oksitliyerek yapısını bozar. Oksitlenen kolesterol makrofaj tarafından mikrop olarak algılanır ve onu yok etmeye çalışır. Aşırı oranda LDL-Kolesterolu yiyerek ölen makrofaj hücrelerde, hücre aralarında, dokularda ve damarların iç yüzeyinde yağlanmalara sebep olur.

Damar, hücere ve doku yağlanmasına sebep olan bu plaklar (artık maddeler, cüruf) hücrelerin beslenmesine engel olur. Buda beslenemeyen hücreler nedeniyle kişide sürekli açlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olur ve kişi iştahım açıldı diyerek sürekli yemek yemek zorunda kalır. Bu nedenle bağırsak florası bozulanların et ve et mamüleri yememeleri gerekir.

Almanya’da Alternatif Tıp: Almanya’da Pacoe firması tarafından yapılan bir araştırmada insanların % 80 oranında Alternatif Tıp’a güvendiği, ve sadece % 12′sinin ise Ortodoks Tıp’a itibar ettiği tesbitedilmiştir. (Naturheilkunde 10/11.04.44) Avrupada üretilen doğal ilaçların % 45 Almanya’da üretilmekte ve Alman firmaları 3. Dünya ülkelerinden getirtikleri ham maddeyi işleyerek milyarlarca dolar kazanmaktadırlar.” Kanser endüstrisi -kanser hastalığı mı demeliydik yoksa- milyarlarca liranın döndüğü devasa bir alandır. Diğer kronik hastalıklar da böyledir. Kalp-damar hastalıkları, diyabet, anemi vb. hastalıklarının tedavisi-ilacı bulunmuş bile olsa bunlar duyurulurmu, uygulanır mı? İki-Üç ayda bir hasta iyileştirilirse sonra ilaçlar kime satılacak? Ömür boyu satmak varken…   Birkaç ilacı inceleyelim:


Panadol Extra Film Tablet
Panadol Extra Film Tablet ateş düşürücü, ağrı kesicidir.

Panadol Extra Film Tablet’in Yan Etkileri
Allerjik reaksiyon belirtileri olan bu sıkıntılardan herhangi bir ya da birkaçına sahipseniz acil yardım desteği alınız: ürtiker(kurdeşen);nefes almada zorluk; yüzde, dudaklarda, dil ya da boğazda şişkinlik.

Aşağıdaki ciddi yan etkilerden bir ya da birkaçını gördüğünüzde Panadol Extra Film Tablet kullanımını derhal kesiniz ve bir sağlık kurumuna başvurunuz ya da hemen doktorunuzu arayınız;

  • Kan tablosu bozuklukları;
    Kansızlık (anemi);
    Kalp atımlarında artış, çarpıntı;
    Titreme;
    Kan şekerinde düşme (hipoglisemi).


    Uniklar Film Tablet 500 mg Klaritromisin makrolid grubu bir antibiyotiktir. Klaritromisin vücut içerisindeki bakterilerle savaşır.
    Klaritromisin’in Yan Etkileri Kurdeşen; solunum zorluğu; yüzde, dudaklarda, dilde, boğazda şişme veya kabarma alerjik reaksiyonun işaretleri olabilir. Böyle bir durumda acil sağlık yardımı alınız. Eğer aşağıdaki ciddi yan etkilerden herhangi birini kendinizde görürseniz derhal doktorunuzu arayınız:
    • Düzensiz kalp atışları, göğüs ağrısı, nefes darlığı;
    • Aşırı sulu veya kanlı ishal;
    • Mide bulantısı, mide ağrısı, düşük ateş, iştah kaybı, koyu renkli idrar, kil-çamur renkli dışkı, sarılık (ciltte ve gözlerde sararma);
    • Ateş, boğaz ağrısı, ciltte soyulma, ciltte kırmızı döküntü;
    • İşitme problemleri.

Hipersar Plus Film Tablet İlaç Etken Maddesi: Olmesartan medoksomil, Hidroklorotiyazit
Hidroklorotiyazit vücutta sıvı tutulumuna yol açan aşırı miktarda tuzun vücut tarafından emilimini engellemeye yardımcı olan bir idrar söktürücüdür.
Olmesartan ise kan damarlarını daraltarak (büzerek) kan basıncının (tansiyonun) yükselmesine sebep olan ‘‘anjiyotensin II ’’ isimli maddenin kan damarlarını daraltmasını engelleyerek çalışır, böylece tansiyonu düşürür ve kan akışını geliştirir.

Olmesartan medoksomil ve Hidroklorotiyazit’in Yan Etkileri

Alerjik reaksiyon belirtileri olan şu sıkıntılardan herhangi bir ya da birkaçına sahipseniz acil sağlık yardımı alınız : ürtiker (kurdeşen); nefes almada zorluk; yüzde, dudaklarda, dil ya da boğazda şişkinlik.  

Nadiren bazı durumlarda, Olmesartan ve Hidroklorotiyazit iskelet kas dokusunda bozulmalara sebep olabilir ve bu durum böbrek yetmezliğine yol açabilir. Eğer kas ağrısı, kaslarda hassasiyet, güçsüzlük veya halsizlik hissederseniz; özellikle bunlarla birlikte ateş, mide bulantısı veya kusma ve koyu renkli idrar da varsa hemen doktorunuza başvurunuz.

Aşağıdaki gibi diğer ciddi yan etkilerden herhangi birine sahipseniz hemen doktorunuza başvurunuz:

  • bayılacakmış gibi hissetme, bayılma;
  • göğüs ağrısı, nefes almada zorluk;
  • düzensiz nabız;
  • yüksek ateş;
  • burun tıkanıklığı veya akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük;
  • tükrük bezlerinde şişlik veya ağrı;
  • bulanık görme, nesnelerin sarı görünmesi;
  • idrar yolu enfeksiyonu, idrarda kan bulunması;
  • kansızlık (anemi);
  • sarılık (ciltte veya gözlerde sararma);
  • ağız kuruluğu, artan susuzluk, uyuşukluk hali, huzursuz hissetme, bilinç bulanıklığı, hızlı kalp ritmi, baş dönmesi hissi, bayılma veya ani hastalık nöbeti (irade dışı kasılmalar);
  • safra kesesi iltihabı;
  • pankreas iltihabı.

Daha hafif yan etkiler de görülebilir, bunlar:

  • iştah kaybı, mide ağrısı, mide bozukluğu, bulantı, kusma;
  • karın ağrısı, ishal, kabızlık;
  • eklem ağrısı;
  • baş dönmesi, sersemlik veya baygınlık hissi;
  • uyuşukluk, yorgunluk hissi;
  • ışığa karşı duyarlılık;
  • başağrısı;
  • konsantrasyon sorunları, kendini depresif hissetme veya çöküntü hali;
  • erkeklerde ereksiyon zorluğu.

Bu liste görülebilecek bütün yan etkilerin eksiksiz bir listesi değildir, burada yer alanlar dışında başka yan etkiler de görülebilir. Alışılmadık ya da sıkıntı yaratan bir durumla karşılaştığınızda doktorunuza başvurunuz. Yan etkiler ile ilgili tıbbi tavsiyeler için doktorunuza veya eczacınıza danışınız.



ARAVA 10 MG 30 FILM TABLET Leflunomid
İmmunosüpresan.

Kontrendikasyon; aşırı duyarlılık, karaciğer fonksiyon bozukluğu, ağır immün yetmezlik, ağır anemi, nötropeni, trombositopeni, ciddi enfeksiyonları olan hastalar, böbrek yetmezliği, ağır hipoproteinemi, gebelik, emzirme, 18 yaş altı.
Etkileşim; kolestramin, aktif kömür, diğer hepatotoksik ilaçlar, diklofenak, ibuprofen, tolbutamid, rifampin.
Yan etkiler; ateş, kas ağrıları, albuminüri, hematüri, vajinal monoliazis, hipertansiyon, taşikardi, diyare, bulantı, kusma, iştahsızlık, oral aft, monoliazis, karaciğer fonksiyon bozukluğu, baş ağrısı, anksiete, allerjik reaksiyonlar…  


ilaç, zara, yan tki, zehir, kontendikasyon

Kullandığınız ilaçların mutlaka prospektüslerini okuyunuz. Özellikle de yan etkileri-kontrendikasyonları kısmını dikkatli okumak lazım. İlacın size neler yapabileceğini bilmek istemez misiniz? Bilmelisiniz. Tabii bu ilaç fabrikalarının bir kısmı da ürettiklerinin zararları anlaşılmasın diye prospektüsleri anlaşılmaz bir dille yazarlar. Bu konuya da devletin çözüm bulması gerekir. Prospektüsler anlaşılır olmalıdır. Öyle ya prospektüs ne demekmiş sözlüğe bir bakalım: Tanıtım broşürü, tanıtmalık, tarife.   İlaçlardan zehirlendiyseniz Ulusal Zehir Danışma Merkezi 114’ü arayabilirsiniz. Üniversitelerde ilaçların zararlarını araştıran Klinik Toksikoloji bölümleri de size yardımcı olabilir.

Efgan Doğan

Kayseri’de Hediyelik Eşya Sorunu

  Kayseri’de Hediyelik Eşya Sorunu                         Soru bu, Kayseri’den ne alınır? Sucuk, pastırma...